TAİD Yönetim Kurulu Üyesi ve Schmitz Cargobull Genel Müdürü Kerem Taş’ın moderatörlüğünde gerçekleşen zirvenin son panelinde; TAİD YK Başkan Yardımcısı İffet Türken, TAİD Yönetim Kurulu Üyeleri Semih Pala, Kıvanç Kızılkaya ve Koluman Otomotiv Ar-Ge Müdürü Erhan Biçer, taşımacılık ekosisteminin ortak geleceğini ve sürdürülebilirlik hedeflerini değerlendirdi.
"Lojistiğin ve İhracatın Omurgası Karayolu"
Paneli açılışında Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine dikkat çeken Kerem Taş, otomotiv ihracatının 2025 yılında %12 artışla 41,5 milyar dolar seviyesine ulaştığını hatırlattı. Taş, “Lojistik pazarı küresel ölçekte 11,5 trilyon doları aşarak toplam ticaret hacminin üçte birini oluşturur hale geldi. Türkiye’de ise 100 milyar doların üzerine çıkan bu pazarın %58’lik kısmı, ihracatımızda da olduğu gibi karayolları ile gerçekleştiriliyor. Sektör küresel ticaretin omurgası konumunda ancak yüksek karbon emisyonu ve enerji tüketimi gibi sürdürülebilirlik zorluklarıyla da karşı karşıya.” ifadelerini kullandı.
"Dönüşümün Merkezinde 'Bağlantılı Araçlar' Var"
Ağır ticari araçlardaki teknolojik dönüşümü değerlendiren TAİD Yönetim Kurulu Üyesi Kıvanç Kızılkaya, markaların elektrifikasyon, otonom ve bağlantılı sistemler olmak üzere üç büyük değişimi aynı anda yönetmeye çalıştığını belirtti. Kızılkaya, “Bu üç teknolojiyi aynı anda hayata geçirmek kolay değil, bir önceliklendirme gerektiriyor. Şu an Avrupa ve Türkiye dahil tüm dünyada üreticiler önceliği 'bağlantılı araçlara' vermiş durumda. Otonom sürüşler ise madenler ve limanlar gibi kapalı sahalarda test edilmeye devam ediyor. Geldiğimiz noktada araçların birbiriyle konuştuğu, verilerin anlık işlenerek karbon salınımı ve operasyonel süreçlere entegre edildiği bağlantılı araç dönemi hız kazanıyor.” dedi.
"Artık Sadece Mekanik Değil, Yaşayan Araçlar Üretiyoruz"
Koluman Otomotiv Endüstri Ar-Ge Müdürü Erhan Biçer ise değişen ekosistemin tasarım ve mühendislik süreçlerinde yarattığı devrime dikkat çekti. Araçların artık sadece mekanik bir ürün olmaktan çıktığını belirten Biçer şunları söyledi: “Enerjiyi, veriyi ve yazılımı birlikte konumlandırdığımız sistemler geliştiriyoruz. İçten yanmalı motorlara göre dizayn edilen şaselerde artık bataryaları nereye konumlandıracağımızı, ölçek ekonomisinden sapmadan modüler sistemleri nasıl kuracağımızı planlıyoruz. Araçlar teslim edildiğinde işimiz bitmiyor; veri üreten, uzaktan teşhis ve öngörücü bakım ile güncellenen 'yaşayan ürünler' tasarlıyoruz. Öte yandan artık müşteri taleplerinden ziyade regülasyonlar tasarımı şekillendiriyor. Önümüzdeki süreçte en iyi ürünü değil, en uyumlu ürünü yapmak zorundayız.”
Avrupa'nın Sıfır Emisyon Hedefinde Aşılması Gereken Engeller
TAİD YK Başkan Yardımcısı İffet Türken ise konunun Avrupa perspektifine ve regülasyon tarafına ayna tuttu. Avrupa'nın sıfır emisyon hedefine ilerlerken rekabetçiliğini korumak zorunda olduğunu vurgulayan Türken, sektörün önündeki engelleri şu sözlerle özetledi: “Teknoloji ve mühendislik anlamında bir eksiğimiz yok. Sıfır emisyon araçları kullananlar yakıt tasarrufundan ve operasyonel verimlilikten memnun. Ancak Avrupa'da bu dönüşümü sağlayacak altyapı, teşvik ve uyumluluk eksik. Şarj istasyonları yetersiz, teşvikler belirsiz. Kütle ve boyutlar konusundaki direktifler, örneğin Almanya gibi altyapısı 40 tonun üzerine izin vermeyen ülkelerin itirazları nedeniyle hala sonuçlanamadı. Treyler tarafında hafiflik ve aerodinamik tasarımlarla ciddi bir dönüşüm var ancak araçları ülkeler arası geçiremediğinizde ve ortak bir tabanınız olmadığında sorun yaşıyorsunuz. Bu dönüşüm; altyapı, teşvik ve regülasyonların koordinasyonuyla mümkün olacaktır.”
"Türk Çeliğini Küresel Bir Değere Dönüştüren İki Güç: Sanayi Tutkusu ve Devlet Desteği"
Geçmiş yılların ustalarından devralınan vizyonla hareket ettiklerini ifade eden TAİD Yönetim Kurulu Üyesi Semih Pala, "Türkiye kalkınacaksa bunun yolu belliydi: Türk çeliğini alıp bir çekiciye, bir treylere dönüştürme sanatı... Bu mükemmel çelik, aynı zamanda çelikten bir irade gerektiriyordu. 60'ların, 70'lerin, 80'lerin ustalarından aldığımız bu sanayi tutkusu, işimizin en büyük motivasyon kaynağı oldu." dedi.
"Ticari Ataşelerimiz ve Eximbank Önümüzü Açtı"
Üretimdeki bu tutkunun, ihracat pazarlarında devletin sunduğu imkanlarla desteklendiğinin altını çizen Pala, büyükelçiliklerin ve ticari ataşelerin sektörün yurt dışı açılımlarında kritik bir rol oynadığını belirtti: "Yeni pazarlar araştırırken her telefonumuza çıkan ticari ataşelerimiz ve büyükelçiliklerimiz en büyük destekçimiz oldu. Bununla birlikte Eximbank'ın sunduğu programlar, bu yeni pazarlardaki başarımızı inanılmaz derecede hızlandırdı. O köklü sanayi tutkusu ile devletin bu programlı desteği birleştiğinde, Türk çeliğini katma değerli bir yatırım malı haline getirip tüm dünyaya sunabildik. Bu başarı öykümüzün birinci perdesiydi; lojistik koridorlarıyla şekillenecek ikinci perde ise henüz yeni başlıyor."
Kıvanç Kızılkaya, otonom teknolojilerle birlikte sektördeki insan kaynağının yaşayacağı dönüşüme dikkat çekti. Otonom araçların sektörde kullanılmaya başlanacağını ancak bunun "sürücüsüz bir nakliye" anlamına gelmediğini belirten Kızılkaya, "Nakliye sektörü sürücüden kurtulacak mı? Hayır. Sürücü profilimiz değişecek. Vites atıp direksiyon sallayan sürücüler yerine; tüm ekosistemi, elektrifikasyon süreçlerini ve veriyi uçtan uca yönetebilen, yeni nesil teknolojilere adapte olmuş bir insan kaynağı ortaya çıkacak. Nakliye sektörünü bu yeni jenerasyon için daha cazip hale getirmeliyiz." ifadelerini kullandı.
"Mekanik Dönem Bitti, Çevik Ar-Ge ve Yazılım Dönemi Başladı"
Sektördeki baş döndürücü teknolojik hızın Ar-Ge departmanlarını da kabuk değiştirmeye zorladığını vurgulayan Koluman Otomotiv Endüstri Ar-Ge Müdürü Erhan Biçer, geleneksel metotların artık yetersiz kaldığını söyledi. Avrupalı ve Uzak Doğulu rakiplerle rekabet edebilmek için "hızlı yanılıp, hızlı öğrenen" (fail fast, learn fast) çevik Ar-Ge yapılarına ihtiyaç duyulduğunu belirten Biçer, şunları kaydetti: "Artık sadece şasiyi veya üstyapıyı tasarlayan ayrı gruplar yerine; yazılımı, veriyi ve siber güvenliği birlikte düşünen ortak çalışma gruplarına ihtiyacımız var. Araçlar sahada sürekli veri üretiyor. Bu nedenle Ar-Ge kadrolarımızda yazılım mühendislerinin ve veri bilimcilerinin sayısı artmak zorunda. İnovasyonu yakalamak için Ar-Ge’yi kapalı ortamlardan çıkarıp sahaya indirmeli ve üniversite-sanayi iş birlikleriyle ekosistemi genişletmeliyiz."
Başarı Öyküsünün İkinci Perdesi: Demiryolları ve Lojistik Koridorlar
Türk sanayicisinin tutkusu ve devletin stratejik destekleriyle otomotiv ile treyler sektöründe büyük bir başarı hikayesi yazıldığını hatırlatan TAİD Yönetim Kurulu Üyesi Semih Pala, bu başarının "ikinci perdesinin" lojistik altyapıdaki devrimle yazılacağını belirtti. Türkiye'deki Organize Sanayi Bölgelerinin (OSB) sayısının 400'e ulaştığına dikkat çeken Pala, "Artık OSB'lerin demiryollarıyla limanlara bağlanması devletimizin resmi programına girmiş durumda. Tren yolu bağlantıları arttıkça lojistik küçülmeyecek, tam aksine zenginleşecek. Hicaz Demiryolu, Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projeler Türkiye'nin kombine taşımacılık kapasitesini şaha kaldıracak. Geçmişteki tutkumuzu koruyarak bu koridor mantığını iyi yönettiğimizde, hem yerel üretimi hem de lojistik hacmimizi çarpan etkisiyle büyüteceğiz." şeklinde konuştu.
"Sınırda Karbon Vergisi İçin Çekici ve Treyler Uyumu Şart"
Avrupa Birliği standartlarının ve sürdürülebilirlik regülasyonlarının sektöre etkilerini değerlendiren TAİD YK Başkan Yardımcısı İffet Türken ise Türkiye'nin bu küresel dönüşümün dışında kalamayacağının altını çizdi. Yakın gelecekte uygulanacak "Sınırda Karbon Vergisi"ne dikkat çeken Türken, uyarılarını şu sözlerle noktaladı: "Dijitalleşme, otonom teknolojiler ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak sadece teknolojik bir mesele değildir. Emisyonların düşürülmesi, verimlilik ve güvenlik adına 'çekici' ve 'treylerin' uyumlu bir şekilde, bir bütün olarak hareket etmesi gerekiyor. Bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmeyecek; ortak vizyon, koordinasyon ve geniş paydaş katılımıyla Türkiye bu ekosistemin merkezinde yer alacaktır."