Türkiye Motorlu Taşıtlar Bürosu’nun düzenlediği "Geleceğin Motor Sigortaları: Genel Güvenlik Regülasyonu II’nin Etkileri" başlıklı panel, Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Genel Sekreteri Özgür Obalı’nın moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Etkinliğe Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Doğu, AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, Finlandiya Motorlu Taşıt Bürosu Direktörü Janne Jumppanen ve Özyeğin Üniversitesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Dr. Ferhat Yıldırım katıldı.
Oturumun açılışını yapan Özgür Obalı, GSR II'nin sadece teknik bir zorunluluk olmadığını, insan hayatını korumanın yanı sıra sigorta sektörünün gelecekteki mimarisini derinden etkileyecek yapısal bir dönüşüm olduğunu belirtti.
Hakan Doğu: "130 Yıllık Sektör Ezberleri Yıkılıyor, Devrimin İçindeyiz"
Sürdürülebilir Mobilite İnisiyatifi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Doğu, otomotiv dünyasının tarihi bir kırılma noktası yaşadığını belirterek, elektrikli araçlar ve otonom sistemlere geçişin sektörü bir "kaos ve devrim" sürecine soktuğunu ifade etti.
Premium araç pazarında 130 yıllık iş modelinin büyük ölçüde satış sonrası gelirler ve yedek parça üzerine kurulu olduğunu hatırlatan Doğu, daha az kazanın yaşandığı bir dünyada bu gelir yapısının değişmek zorunda kalacağını söyledi. Doğu, araçların giderek dijitalleştiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
"Otomobiller artık dört tekerlekli birer cep telefonu haline geldi. Yeni nesil araçlarda hasar onarımları çok daha karmaşık. GSR II'nin getirdiği sistemler araç başına maliyetleri 600 ila 800 Euro arasında artırıyor. Diğer faktörlerle bu fark segmentine göre 1000-2000 Euro bandına çıkıyor. Gelecekte daha az kaza olacak ama kaza olduğunda faturası çok daha ağır olacak. Sektörün en büyük sınavı ise araçların ürettiği devasa veriyi (data) kimin yöneteceğidir."
Yavuz Ölken: "Kaza Azalıyor Diye Primlerin Düşmesini Beklemeyin"
GSR II sonrası dönemin sigorta şirketleri açısından "Daha düşük frekans, daha yüksek maliyet" paradoksunu doğurduğunu belirten AXA Türkiye CEO’su Yavuz Ölken, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Şerit takip, otomatik frenleme ve akıllı hız yardımı gibi sistemlerin kazaları azaltma hedefinin çok kıymetli olduğunu belirten Ölken, onarım ekosisteminin ise kökten değiştiğini vurguladı.
Yavuz Ölken, hasar süreçlerinde yaşanacak değişimi şu sözlerle anlattı:
"Eskiden kaporta ve boya ile çözülen hasarların yerini artık radar değişimi, sensör arızaları, arıza teşhisi ve yazılım kalibrasyonları aldı. Kalibrasyon yapılmadan bir aracın yola çıkması mümkün değil. Bu durum, eksperlerden tamircilere kadar tüm sektörün yeniden eğitilmesini gerektiriyor. Dolayısıyla kaza frekansları azalsa bile, onarım maliyetlerinin artması nedeniyle önümüzdeki 5 ila 10 yıllık süreçte motor sigortası risk primlerinin düşmesini beklemek doğru olmaz."
Elektrikli Araçlara Özel Karantina ve Siber Riskler
Panelde elektrikli ve bağlantılı araçların (Connected Cars) yaratacağı yeni operasyonel ve hukuki zorluklar da gündeme geldi. Yavuz Ölken, elektrikli araç kazalarında batarya güvenliği sebebiyle aracın 72 saat boyunca güvenli bir alanda karantinada tutulması gerekeceğine dikkat çekerek, bu durumun müşteri iletişiminde ve servis kapasitelerinde yeni krizler yaratabileceğini belirtti.
Ayrıca, araçların dijital ağlara bağlı olmasının "siber saldırı" ihtimallerini doğurduğuna işaret eden Ölken, önümüzdeki dönemde bireysel siber koruma sigortalarının motor kaskolarının bir parçası haline gelebileceğini söyledi.
"Sorumlu Kim: Sürücü mü, Üretici mi?"
Toplantının öne çıkan bir diğer başlığı ise kaza anındaki hukuki sorumluluk karmaşası oldu. Bugüne kadar yüzde yüz insan (sürücü) odaklı çalışan sorumluluk rejiminin, araçların kendi kararlarını vermeye başlamasıyla birlikte bulanıklaştığı belirtildi. Bir kaza anında sürücünün mü, aracı üreten markanın mı yoksa yazılımın mı sorumlu tutulacağı tartışmalarının sektörün en kritik regülasyon ihtiyacı olduğu ifade edildi.
Avrupa'daki güncel uygulamaların ve hukuki analizlerin de paylaşıldığı panelin sonunda, tüm paydaşlara "rekabetten önce iş birliği" (Cooperation before competition) çağrısı yapılarak, dönüşüm sürecinin ancak ortak akılla yönetilebileceği vurgulandı.